19 Ekim 2019 Cumartesi

Devrimci Yön

Ali Kemal... Boris Johnson... Abdullah Gül.. Mehmet Şimşek.. Derin akrabalıklar! / Mustafa Yıldırım

Ali Kemal... Boris Johnson... Abdullah Gül.. Mehmet Şimşek.. Derin akrabalıklar! / Mustafa Yıldırım
01 Ağustos
00:00 2019

KRALİYETİN BÜYÜK HAÇ ŞÖVALYESİ

Yabancıların kanatları altına girme alışkanlığının en köklüsü yüzlerce yıllık geçmişe dayanan İngiliz dostluğudur. Bu alışkanlık yalnızca siyasetçilere, yazarlara özgü de değildir. Halkın belirli bir bölümünün de karakteri olmuştur.

Balkan Savaşı yaklaşıyordu. Hürriyet ve itilaf Partisi 4 Ekim 1912’de Sultanahmet’te açık alan toplantısı düzenledi. Katılanların çoğunluğu, hem mukaddesatçı, hem padişahçı hem de yenilikçiliğe ve o günlerin ana akımı Türkçülüğe karşıydılar. Kürsüye çıkanlar kitleyi olabildiğince kışkırttılar. Halk, coşkuyla Galata Köprüsü’ne indi; oradan da Pera’ya yürüdü. İngiliz elçiliğinin önüne geldiklerinde durdular; öne çıkan bir Türk konuşmacı İngiliz elçiliğine doğru haykırmaya başladı:

“Osmanlılar öteden beri büyük İngiliz milletine karşı samimi duygularla bağlıdır. Aynı zamanda büyük İngiltere devletinin Osmanlı Hükümeti hakkında beslediği samimi duygular…”

Elçiliğin kapısı açıldı; bir İngiliz memur, Büyükelçi’nin halkın İngiltere’ye coşkulu bağlılığından mutluluk duyduğunu söyleyerek kapıdan içeri girdi.[1] İngiltere’ye bağlılıklarını haykıranları coşturanlar da tanıdık gelecektir:

Gümülcineli İsmail: Kurtuluş savaşı sırasında Bursa Valisi, İngiliz ve Yunan işbirlikçisi.

Rıza Nur: Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’da bakandı. Lozan heyetindeydi. Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen İzmir suikastından hemen önce Avrupa’ya kaçtı. Anılarında Atatürk için ‘…şt’ , ‘…venk’ ve Zübeyde Hanım’a da ‘umum evi kadını’ dedi. Karısının kendisini “boynuzladığını” da yazdığı uydurmalardan oluşan anılarını, İngiltere Kraliyet Müzesi’ne teslim etti. Rıza Nur’un uydurmaları 1960’lı yıllarda birdenbire keşfedildi ve Almanya’da RABITA parasıyla basılarak Türkiye’ye sokuldu.[2]
 
Ali Kemal: İngiltere’de on iki yıl yaşadı, İngiliz kadınla evlendi, iki çocuğu oldu. Adülhamit için muhbirlik yaptı. İşgalle birlikte sarayın dalkavuğu oldu, Damat Ferit hükümetlerinde İçişleri Bakanıydı. Türklüğe, ulusal kurtuluş savaşçılarına gazete yazılarıyla sövüp saydı; işgalci İngilizlerle sıkı fıkıydı; birçok ulusalcının idamına, hapislerde çürümesine yardımcı oldu.[3]

İngilizlere bağlılık sözleriyle biten 1912 açık alan toplantısında Diran Kelkyan, Başo Efendi, Hoca Şükrü, Dağvaryan Efendi de konuşmuştu.

İngilizlerle dostluğu geliştirme çabaları, I. Dünya Savaşı’nda yüz binlerce genç askerin yaşamını yitirmesine ve devlet topraklarının tümüyle işgal edilmesine karşın hiç zayıflamadı. İngilizlerle hemen ilişkiye geçen Osmanoğulları, saraylarıyla sınırlı saltanatlarını korumak amacıyla işgale direnebilecek ordunun ana birliklerini, kalanların da silahlarını anlaşmayla teslim ettiler. Trakya’nın ve İstanbul’un işgaliyle başlayan, İzmir’in ve Ege’nin Yunanlılara teslim edilmesiyle süren dönemin daha başında eski düşmanlarla kol kola giren Hanedanlık İngilizlere çok güvendi. Bağımsızlık savaşını sürdürmeye çalışanlara karşı İngiliz işgal yönetim komutanlığıyla birlikte direnişçilerin ezilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Sonunda da İngilizlere sığınarak ülkeden ayrıldılar.

II. Dünya Savaşının sonunda ABD’nin himayesine girmek için çırpınan yönetimler de İngilizlerle aralarını hiç bozmadılar. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama çabaları sürerken bile İngilizlerle ilişkiler dostluk içinde yürütüldü. Bir çırpıda İsrail’in kurulmasına karşı çıkılmaktan cayıldı. Ne olursa olsun İngilizlere şirin görünme çabaları, İngiliz yöneticilerin bile akıllarının almadığı yakınlık gösterilerine dönüştü.


KADERİN CİLVESİ: KÖKLÜ AKRABALIKLAR


İzleyen kırk yılda İngilizlerle işbirliği, NATO ve anti-ko-münist blok yandaşlığıyla sınırlıyken 2002’den sonra dostluk boyutlarına ulaştı.

2010 başlarında eski İçişleri Bakanlarından biri yanındaki görevliye “İngiliz Memed’i bağlayın bana” diye seslendi. Türkiye’nin ekonomisinden sorumlu Bakan’ı telefona bağladılar. Bakan Mehmet Şimşek aslında İngiliz değildi; ama içinde bulunduğu hükümetin bir bakanınca bile ‘İngiliz’ sıfatıyla çağrılıyordu.

Mehmet Şimşek de, tıpkı GMF Türkiye temsilcisiyken milletvekili ve daha sonra da TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olan Suat Kınıklıoğlu gibi yabancı elçiliklerde çalışmıştı. Batman’ın Arıca köyünde doğan Mehmet Şimşek, SBF’yi bitirdikten sonra Abdullah C. Gül gibi Exeter Üniversitesi’nde [1990-93] yüksek lisansını tamamladı.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinde dört yıl çalışan Mehmet Şimşek, iki yıl Deutche Bender Bankerlik firmasında ve daha sonra 2007’ye dek İngiliz Merrill Lynch Bankerlik şirketinde çalıştı; Türkiye onun sorumluluk alanındaydı.

Daha önce hiçbir parti çalışması olmayan Mehmet Şimşek, 2007’de AKP’den TBMM’ye girdi ve Maliye’den sorumlu Devlet Bakanı oldu. ABD’nin çıkarlarını koruyan Bü-yükelçilikte çalışmış olmasına karşın salt eğitimi ve İngiliz şirketi ilişkileri nedeniyle “İngiliz” diye nitelenen Mehmet Şimşek’in dışında bir başka köklü İngiliz ilişkisi Cumhurbaşkanı’nın yardımlarıyla duyuldu.

İngiltere kraliçesi II. Elizabeth 2008’de Ankara’ya geldi. Büyükelçilerden Selim Kuneralp, Abdullah C. Gül tarafından Kraliçe onuruna düzenlenen resepsiyona çağrıldı. [4]

Cumhurbaşkanı Gül, Selim Kuneralp’i İngiltere Kraliçesi Elizabeth’e ilginç sözlerle tanıttı:

“Londra Belediye Başkanlığı’nı kazanan Boris Johnson, Türkiye tarihinde bilinen bir isim olan gazeteci Ali Kemal’in torunu(dur.) Büyükelçi Kuneralp’in de Johson’la çok yakın akrabalığı var. Çünkü Zeki Kuneralp ve Johnson baba bir ana ayrı kardeştirler; babaları da Ali Kemal. Gördüğünüz gibi ülkelerimiz arasındaki yakınlık artık akrabalık boyutunda.”[5]

Kraliçe II. Elizabeth her ciddi yabancı devlet yöneticisi gibi açıklamayı soğukkanlılıkla karşıladı ve "Gerçekten benim için ilginç bir anı oldu. Bu yaşadığım anı, Londra Belediye Başkanı’na aktarıp kendisine Türkiye’deki akrabasıyla tanıştığımı söyleyeceğim" demekle yetindi.[6]

Cumhurbaşkanı Gül’ün, İngiltere ile Türkiye arasında akrabalık bağlarını güçlendirmek amacıyla II. Elizabeth’e söyledikleri hatalıydı. Boris Johnson ile Zeki Kuneralp baba bir ana ayrı üvey kardeş değillerdi. Gül’ün ülkelerarası akrabalık anlayışına uyan İngiliz ilişkileri daha da köklüydü.

İşgal sırasında İngilizlere yaranmak için elinden geleni yapan, Bağımsızlık Savaşçıları’na kesintisiz sövüp sayan Ali Kemal, 1903’te İngiltere’de Winifred Brun ile evlendi; oğlu Osman Wilfred Kemal ve kızı Selma doğdu.

Winifred Kemal öldükten sonra Ali Kemal çocukları ve kayınvalidesi Margaret Brun ile 1912’ye dek İngiltere’de yaşadı. 1912 sonuna doğru İstanbul’a döndü ve siyasal çalışmalara başladı; Sabiha [Kemal] Hanım ile evlendi; 1914’te oğlu Zeki [Kuneralp] doğdu. Zeki Kuneralp’in iki oğlu oldu; Selim ve Sinan Kuneralp.

Ali Kemal’in İngiliz oğlu, Zeki Kuneralp’in üvey kardeşi Osman Wilfred Kemal’in adı, ‘Wilfred Johnson’ olarak değişti. Ali Kemal’in İngiliz oğlu Wilfred Johnson’un da 1940’ta bir oğlu oldu; Ali Kemal’in İngiliz eşinden torunu Stanley Patrick Johnson. Torun, Avrupa Komisyonu’nda ve Dünya Bankası’nda çalıştı. Onun oğlu, yani Ali Kemal’in İngiliz eşinden torununun oğlu Alexander Boris de Pfeffel Johnson (1964), Muhafazakâr Parti milletvekiliydi; Boris Johnson 2007’de Londra Belediye Başkanı oldu. Kısaca Boris Johnson, Zeki Kuneralp’in üvey kardeşinin, Selim Kuneralp’in de İngiliz amcası Osman Wilfred [Kemal] Johnson’un torunudur.

KRALİYET SEVGİSİ

Abdullah C. Gül’e göre akraba İngiltere’nin Kraliçesi II. Elizabeth’in tüm ciddiyetine karşın Türkiye’nin İngiliz sever gösterileri sınır tanımadı. Kraliçe’yi Bursa’ya da götürdüler. Gezinin bu bölümü gazetede, “Kraliçe Osmanlı’yla buluştu” denilerek duyuruldu. Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Yeşil Cami’de Kraliçe II. Elizabeth dinlesin diye ‘Rahman Suresi’ni okudu.

Müftü Mahmut Gündüz, II. Elizabeth’e İngilizce Kur’an-ı Kerim armağan etti. Prof. İlber Ortaylı da İstanbul’dan getirilmişti.


Orbaylı, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’e Sultan Çelebi Mehmet’in yattığı Yeşil Türbe’yi anlattı.[7]

Kraliçe II. Elizabeth Türkiye’ye uçakla gelmişti; ancak resmi geziyle ilişiksiz İngiltere uçak gemisi, yıllar önce geldikleri gibi gitmiş olan İngiliz zırhlılarının bir kez daha İstanbul’a gelişi olarak da anlamlandırılan bir gösteriyle İstanbul Boğazı’na demirledi.

II. Elizabeth, Cumhurbaşkanı Abdullah C. Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ı eşleriyle birlikte zırhlıda konuk etti. Gemiye bakanlar ve seçkinler de çağrılmıştı. Cumhurbaşkanı Gül yüzünde gülücükler, Kraliçe II. Elizabeth’e anlatmaya koyuldu: "1971 yılında Türkiye’ye geldiğinizde ben İstanbul’da bir üniversite öğrencisiydim. Çemberlitaş’ta konvoyunuzun geçmesini bekledim. Konvoyunuz geçerken size el salladım” diye başladı ve o gün Türk halkının II. Elizabeth’e sevgi gösterisinde bulunduğunu da vurguladı.

Cumhurbaşkanı Gül bu kadarıyla da yetinmedi ve anılarına dönerek “Yakınlarıma, ’Bugün İngiltere Kraliçesi’ni gördüm’ diyerek, duyduğum heyecanı anlattım” dedi ve gülümsedi.

Cumhurbaşkanı Gül, 1971’de Çemberlitaş’ta İngiltere Kraliçesini görmekten duyduğu o heyecanın sonuçlarını, “Majesteleri, kaderin cilvesine bakın ki” diye başlayıp “o tarihten tam 37 yıl sonra şimdi sizi Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak ağırlıyorum” diyerek belirtti ve gururla “Bundan da büyük şeref duyuyorum" diye ekledi.

Kraliçe Elizabeth bu sözler üstünde durmadı ve “Gerçekten çok ilginç" diye karşılık verdi ve “Türkiye çok değişmiş” diyerek konuyu değiştirdi.[8]

Kraliçenin ciddi tavırlarına karşın, Ali Kemal’in üstünden İngiltere-Türkiye akrabalığını vurgulayan Abdullah Cumhur Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül de Kraliçe II. Elizabeth ile geçirdikleri anları “Gerçekten bir aile yakınımızı misafir etmiş gibiydik” diyerek andı.

Devlet yöneticileri arasında ‘aile gibi’ ilişkiler, ancak anlık dostluk gösterileriyle sınırlıdır. Her karşılaşmanın iki devletin karşılaşması olarak sürmesi dünyanın her yanında bir kuraldır. Devletler tarihten gelen yakınlıkları abartmazlar, gereksiz yakınlık gösterileriyle tarihten gelen ayrılıkları görmezden gelmezler.
Ne ki son sekiz yılda gelenekler çok değişti. Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı iken sürdürdüğü resmiyeti aşan dostluk gösterilerini Cumhurbaşkanı olunca da sürdürdü. Abdullah C. Gül ve eşi Hayrünnisa Gül Cumhurbaşkanlığı köşküne taşındıkları ilk dönemde televizyonda İngiltere ilişkilerini yeni anlayışa uygun açıkladılar. Güneri Cıvaoğlu sordu onlar yanıtladı.

“Sn. Cumhurbaşkanı [A. C. Gül]:… Jack Straw, İngiltere eski Dışişleri Bakanı o da doğrusu. Ailece dostuz… Sayın eşi de Oxford Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde. Onlarla da hep ailece görüşürüz. Birçok tabii arkadaşlarımız var.”

“Sayın Hanımefendi [H. Gül] …Gerçekten bir akrabanız gelmiş ve siz onu burada ağırlıyor gibi oluyorsunuz. Gerçekten diğer misafirlerde de aynı şeyleri yaşıyoruz. Bazen protokol kurallarının aşıldığı oluyor. Mesela Prens Charles evimizde misafir olmuştu. Tabii ben misafirler gelmeden önce neden hoşlanırlar, neyi severler, sevmezler gibi hep araştırma yapıyorum. Her türlü hazırlığı yapıyorum. Prens Charles ile ilgili de yoğurt sevmediği bilgisi gelmişti. Ama o yemekte de yoğurt kullanılacaktı. Ben garsonlara tembih ettim, sakın pas etmeyin.” [9]/[10]

Abdullah C. Gül’ün Cumhurbaşkanı olur olmaz kraliyet ailelerine gösterdiği yakınlık İngiltere Kraliçesi ve oğlu Charles ile sınırlı kalmadı. Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz el-Suud, Londra gezisinin hemen sonrasında, 9 Kasım 2007’de Ankara’ya geldi. Kral için Swiss Otel kapatılmıştı.

Konuk devlet başkanlarının başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de devletin en üst makamında, Çankaya Köşkü’nde kabul edilirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah C. Gül alçak gönüllüydü. 10 Kasım 2007’de Kral’ı ayağına getireceğine o Kral’ın Swiss Otel’deki makamına gitti. Kral Abdullah’ın otel odası bir Kraliyet makamı gibi donatılmıştı. Kral Abdullah bir koltukta oturdu; ev sahibi Türkiye’nin Cumhurbaşkanı onun bir yanında, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan öteki yanında koltuklara oturdular. Kral Abdullah’ın arkasında da Yeşil Suudi Arabistan sancağı… Fotoğraf tarihe böyle geçti; sanki Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan, Arabistan’da Kral Abdullah tarafından kabul edilmişlerdi.

Bu davranışlar Türkiye’de yadırgandı. Bazı yorumcular, Abdullah C. Gül’ün Suudi Arabistan’da çalıştığı günleri ve Suudi Kralı’nın Türklerin Mekke’deki son anısı el-Ciyad kalesini yıktırarak yerine otel yaptırdığını anımsattı.

Abdullah C. Gül’ün alçak gönüllüğüne en iyi örneklerden biri 4 Temmuz 2006’da Washington’da yaşandı. Cumhurbaşkanlığına aday olması beklenen Gül, Dışişleri Bakanı olarak geldi Washington’a. O günlerde Süleymaniye’de Türk subayları, Kubad Talabani’nin gözetiminde Amerikalı askerlerce tutuklanmışlardı. Olaya hükümetin bir tepkisi yoktu. TSK’yi yöneten paşalar da sessizdi. Çuval olayı Dışişleri Bakanı Gül’ü de etkilemedi.


Yağmurlu bir gündü. Willard Otel’ine Dışişleri’nin 3. sınıf adamı Matthew Bryza girdi. Kısa pantolonu iyice ıslanmıştı. T.C. Dışişleri Bakanı Abdullah C. Gül’ün odasına çıktı. Gül, otel odasında kısa pantolonlu Matthew ile çalıştıktan bir gün sonra Dışişleri Bakanı Condeleeza Rice ile basının karşısına çıktı. Gül, elindeki ‘A4’ kâğıdı kaldırarak ABD ile bir ‘vizyon’ belgesi imzaladıklarını coşkulu bir sesle açıkladı. Önemli kararların sıralandığı belirtilen kâğıdın resmi olduğunu gösterir bir başlık yoktu; düz kâğıtta satırlar alt alta sıralanmış ve en altı imzalanmıştı.[11]
 


[1] Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 3, s. 75-76

[2] Abdurrahman Dilipak kitabın bazı yerlerini “…” işaretiyle boş bırakarak Türkiye’de yayına hazırladı. Boş bırakılan yerler merak uyandırdı; Almanya’daki özgün baskıya ilgi arttı. Bu kitap, 1990’lı yıllarda, İngiliz ajanı Harold Courtney’in ‘Bozkurt’ ve Süleyman Yeşilyurt’un ‘Zübeyde Hanımın İkinci Evliliği’ kitabıyla birlikte Atatürk düşmanlığının artırdı.

[3] Bayar, a.g.k, s. 32-34.
Samanyolu TV’den Osman Özsoy, F. Gülen’in kendi programına çıkacağını duyunca ateşli hastalığını unutarak televizyona heyecanla koştu. [O. Özsoy, Fethullah Gülen-Gündem, Afa Y. 1998] Özsoy ayrıca Ali Kemal’i aklayan paklayan ‘Gazetecinin Ölümü’ kitabını 1998’de yayımladı. Orhan Karaveli de Ali Kemal’in Dâhiliye Vekili olduğu dönemde İngilizlere yaranmak için bağımsızlık savaşçılarını zindanlara attırdığını, birçok yurtseverin idam edildiğini ve bu yüzden bir ‘işbirlikçilik’ ve  ‘ihanet’ simgesi olduğunu bir yana bırakarak ‘Ali Kemal bir günah keçisiydi’ kitabını yayımladı.

[4] Selim Kuneralp, Stockholm Büyükelçisi iken AB’nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg ile internet üzerinden yazıştı. Karen Fogg, Türkiye’ye karşı aşırı saldırgan tutumuyla kendinden söz ettirmişti. Fogg, gazetecilerden, politikacılardan, akademisyenlerden ve işadamlarından oluşan bir işbirliği öbeği oluşturdu. Türkiye'nin ulusal politikalarına aykırı propagandayı yönlendirdi. Dostlarıyla “kod” adı vererek bir tür gizlilik içinde internet üstünden yazışmaları yayınlandı. Birçok iletide adı geçen Selim Kuneralp de Fogg ile yazışmıştı. Bir iletisinde “Sevgili Karen, dünkü mesajimda yanlışlıkla büyükelçiliğin e-posta adresini kullanmisim. Hala geçerli olan eski adresime yazmaya devam etmen gerek. Yoksa senin mesajlarini burada herkes okuyabilir… Senin Selim” diye yazması, T.C. Büyükelçisi’nin yabancılarla gizlice yazıştığı savlarına yol açtı. Doğu Perinçek, Karen Fogg’un E-Postalları, s. 198

[5] Hürriyet, 17.5.2008.

[6] “Selim Kuneralp, Stockholm ve Seul Büyükelçiliği görevinden sonra merkeze döndü.” Dışişleri Bakanı Abdullah Cumhur Gül onu Müsteşar Yardımcısı yapmak istedi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer atamayı onaylamadı.  Abdullah Cumhur Gül, Cumhurbaşkanı olur olmaz ilk işlerinden biri Selim Kuneralp’in ve yine Sezer tarafından geri çevrilen dört büyükelçinin atamalarını onaylamak oldu. Hürriyet, 17.5.2008

[7] Hürriyet, 15.5.2008. Ortaylı’nın rehberliği sırasında, İngilizlerce Anadolu’ya sürülen Yunan işgalcilerinden Üstg. Sophoklis Venizelos’un [Eleutherios Venizelos’un oğlu] Osman Gazi’nin sandukasına ayağıyla basarak fotoğraf çektirdiğini [Yılmaz Akkılıç, Kurtuluş Savaşında Bursa, s. 336] anlatmasa bile diplomatik dille işgal dönemine değinip değinmediği haberlere geçmedi.

[8] “Majesteleri size 71’de el sallamıştım”, Hürriyet, 15.5.2008

[9]” “Güneri Cıvaoğlu ile Şeffaf Oda”, Kanal D, 3.1.2009

[10] Benzeri davranışları sıkça yineleyen, yabancı devlet adamlarına “dostum” ya da “kardeşim” , “Abi” diyen yöneticiler olağanlaştı. İlginç bir örnek: İngiltere Başbakanı David Cameron Türkiye’ye geldi. Ali Sirmen bu olayı şöyle yazdı: “Başbakan Erdoğan önceki gün Ankara’da İngiltere Başbakanı David Cameron’u ağırladı. Bir de keyifli ortak basın toplantısı yaptılar. O toplantıda Başbakan, konuğuna verdiği değeri dile getirecek şekilde şöyle seslendi: ‘Değerli dostum David.’ Cameron da Başbakanımıza Amerikalılarda âdet olduğu şekilde adıyla hitap etti: ‘Tayyip.’ … Cameron: ‘Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin AB sürecinin önünde duruyor, bu sorunu ne kadar hızlı çözersek, süreci o kadar hızlandırırız.’ … Bir an düşündüm, acaba Bay Cameron’un bu kaba aldatmaca tümcesini kurup, medya önünde açıklarken, aklından neler geçiyordu? Yoksa orada rastladığı ev sahibi, Ankara’daki görevliler, havaalanında rastladıkları, karşılaştığı basın mensupları gibi Türklerin alnında ‘enayi mi yazıyordu?” Ali Sirmen, “D. Cameron’un Resminde Görünen Aptallığımız”, Cumhuriyet, 29.7.2010, s.4.

[11] Yılmaz Polat, CIA’nın Muteber Adamı, s. 88’den özet.

Mustafa Yıldırım
(Ortağın Çocukları, 3. Basım. Ulusdağı yayınları. 224- 233)


SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz