22 Kasım 2019 Cuma

Devrimci Yön

Ken Loach’tan Neoliberalizme Reddiye: 'Ben, Daniel Blake'

Ken Loach’tan Neoliberalizme Reddiye: 'Ben, Daniel Blake'
17 Ağustos
00:00 2019

 

Altmışlı yıllardan bu yana, işçi sınıfının hayat/hayatta kalma mücadelesini sinemaya taşıyan, politik sinema ısrarını sürdüren İngiliz yönetmen Ken Loach; 2016’dan, yani günümüzden bir öyküyü anlattığı ve Cannes’da Altın Palmiye’yi alan filmi, I, Daniel Blake ile bize neoliberalizmin geldiği noktayı yine başarıyla resmediyor.

Yetmişli yıllardaki petrol krizinin akabinde icat edilen ve seksenlerde tam olarak kurumsallaşan neoliberal düzen, kapitalizmin yaşadığı her yapısal veya konjonktürel krizin ardından, emekçilere yönelik giriştiği her yeni ve öncekinden daha acımasız saldırılarla kurumsallaşmaya çalışıyor.

Ücretli çalışan her kesimin doğrudan maruz kaldığı bu süreçte, devlet, artık bir şirketten farksızlaşıyor. İnsanların temel yaşam hakları dahi ellerinden çok normalmişçesine alınıyor. Reel sosyalizmin tasfiyesinin ardından, Avrupa egemenleri artık sosyal devlet uygulamalarını bile fazla bulup kaldırıyor. Yaşadıkları iş kazalarının ardından, geçici gelir desteği almak bile, emekçiler için çokça zorlaşıyor.

Danile Blake’in hikâyesi tam da burada başlıyor. Kendisi, geçirdiği kalp krizi nedeniyle çalışamayacak derecede sağlık sorunları olmasına rağmen, İngiliz sosyal güvenlik kurumu, çalışabileceğine, çalışması gerektiğine hükmediyor. İşsizlik ödeneğinden yararlanmasına bile bin bir şartla müsaade ediyor.

Blake, sağlık durumu çalışmasına elvermediği halde, bu ödenekten yararlanmak için, aktif olarak iş aramak durumunda kalıyor. Bilgisayar vd. teknolojik aletleri kullanamazken, devlet onun bir cv hazırlamasını ve bu cv’yi işverenlere sunmasını, yani bir an evvel iş bulmasını istiyor.

Tam burada, neoliberal sistemin, akademilerden günlük yaşama dek uzanan, yaşam boyu eğitim denilen dayatması ortaya çıkıyor. Kişinin, kendini daima yeni yetilerle geliştirmesi, aksi halde bu düzende tutunmasının imkânsız olduğu tezi öne sürülüyor. Bunlardan sadece biri olan ve filmde de karşımıza çıkan kariyer eğitimleri, bunların en bayağılarından biri oluyor.

Devletten işsizlik ödeneği alan kişiler, bu eğitimlerde, kendilerini geliştirmeyi ve işverenlere sunmayı öğreniyor. İşverenlerin, yüzlerce başvuru arasından, onları işe alması için, kişilerin kendilerine iyi biçimde pazarlaması isteniyor.

Blake, bu konularda politik bir bilince sahip olmasa da, ortadaki ikiyüzlülüğü görmeyi başarıyor. Yeteri kadar iş olmamasının, devletin insanlara çalışma olanağı sağlamamasının, bu laflarla gizlendiğini anlıyor ve artık oldukça naif bir protesto eylemine girişiyor.

Onun hikâyesine paralel akan bir başka öyküde ise, iki çocuk annesi genç ve dul kadın Katie karşımıza çıkıyor. Blake ile dostlukları, kader ortaklığından kaynaklanıyor. Ancak Katie hem genç olmasının hem de bilinçsizliğinin sonucu olarak, Blake kadar olgun ve mücadeleci davranamıyor. Çalışmak, üretmek ve bu sayede hayata tutunmak yerine, kolay olanı, bedenini satmayı tercih ediyor.

Tabii, kapitalizmin neoliberal döneminde, devletler insanlara, her şeye rıza göstererek yaşamaya devam etmelerinden başka bir opsiyon da sunmuyor. Blake’in komşusu genç çocuklar, kaçakçılık yapıp zengin olmak istiyor. Katie, hayatın sertliğine direnecek gücü bulamayıp pes ediyor.

Loach, bütün objektifliği ile, bize yine, emekçilerin yaşamından muazzam bir tablo çiziyor. Yani yaptığı en iyi şeyi yapıyor.

Blake’in kalbinin, artık yaşamasına daha fazla müsaade etmemesi nedeniyle yaşamını yitirmesinin ardından, cebinden çıkan mektupta yazılanlar ise, aslında bütün hikâyeyi özetliyor: Kapitalizm öldürür!..

 

Alper Erdik

 

 

SOLİTİRAZ.COM

 

 

Facebook'ta Sol İtiraz