19 Ekim 2019 Cumartesi

Devrimci Yön

Mehmet Şevket Eygi'yi nasıl biliriz? / Mustafa Yıldırım

Mehmet Şevket Eygi'yi nasıl biliriz? / Mustafa Yıldırım
15 Temmuz
00:00 2019

14 Şubat 1969 cuma günü Fatih Camisinde toplananlar, Beyazıt alanına yürüdüler. MTTB merkezinden çıkan İsmail Kahraman ve öteki yöneticiler gösteriyi başlattılar. "Komünizme cihat açıktır", "Kahrolsun Komünistler", "Sol basın kahrol!", "Vietnam değil Türkistan" pankartlarıyla üniversite bahçesine girdiler.

İki sakallı gösterici ellerindeki kılıçların uçlarına taktıkları kırmızı bir bezi çamurlarda sürüklüyorlardı. Bir köpeğin sırtına sarılan ak bezde de "Kızıl köpeklere ölüm saati geldi" yazılıydı.

Göstericilerin çoğu sakallıydı, başlarında bereleri, papakları, ellerinde tornadan çıkma sopalar vardı.

Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı İlhan Darendelioğlu, "Memlekete ihanet eden bu hainleri toprağa gömme zamanı gelmiştir" diye haykırıyordu. "Komünistler Moskova’ya!" diye bağırarak üniversite kapısına yüklendiler; giremeyince arka bahçeye yöneldiler, rastladıkları öğrencileri dövdüler. Daha sonra Sultanahmet adliyesine yürüdüler. 

Polis göstericileri uzaktan izliyordu. Adliyeye ulaşınca savcının göndere bayrak çektirmesini istediler. Savcı, bayrak çekmenin bir kuralı olduğunu, yasaya göre Cumartesi günü 13.30’da bayrak çekileceğini bildirdi. Göstericiler "Savcı istifa", "Savcı değil solcu" diye bağırıyorlardı. İsmail Kahraman öne çıkarak "Bayrak çekilene kadar buradan ayrılmayacağız!" diye bağırdı. Saat 17.45’te bayrak çekilince MTTB eylemi sona erdi.

Aynı gün İstanbul Valisi Vefa Poyraz, Türk bayrağının da kırmızı olduğunu unutarak, "Kırmızı Türk toplumunda alerji yaratmaktadır. Neden sarı zeminli flama çekilmemiştir? Ancak bu asla bir kızıl bayrak değildir" diyerek MTTB’nin Vedat Demircioğlu flamasını bahane eden eylemini dolaylı yoldan onayladı.
Komünizmle Mücadele Derneği aynı günün akşamında İstanbul, İzmit, Bursa ve Sakarya’dan gelen tarikat üyelerini, Nurcuları, militanları MTTB merkezindeki salonda topladı. Dernek Başkanı İlhan Darendelioğlu silahlı saldırıya çağırdı:

"Pazar günü komünistler miting yapacak. Biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin!"

Toplantı coşkuyla başlayıp öfkeyle bitti. İki gün sonraki eyleme saldırı hazırlıkları sürdürüldü. Kutsal saldırının gerekçesi, dinin elden gitmesi, Komünist işgalin başlamasıydı. Kışkırtıcı yayınlar da kitleyi saldırmaya çağırıyordu. Bunların başında Hergün gazetesi geliyordu. Daha sonraları, birkaç yıl Suudi Arabistan’da konuk edilecek olan Mehmet Şevki Eygi "Cihada Hazır Olun" başlıklı yazısında saldırı işaretini veriyordu:

Müslümanlar ile kızıl kâfirler arasında topyekûn savaş kaçınılmaz hale gelmiştir...
Müslüman kardeşim! Sen bu savaşta bitaraf kalamazsın.
Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim... Etliye, sütlüye karışmam deyip de kendine zulüm edenlerden olma, gözünü aç, bak!
Onlarda taş, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de ayni silahları kullanmaktan aciz değiliz...
Cihad eden zelil olmaz.
Sağ kalırsa gazi olur.
Canını verirse şehitlik şerefini kazanır. 
"Vur! Allah İçin Vur!"

16 Şubat 1969 sabahı, MTTB yönetiminde harekete geçenler, semt camilerinde, çoğunluk Dolmabahçe’ye yakın Fındıklı ve Beşiktaş camilerinde sabah namazını kıldılar. Fatih ve çeşitli semtlerde toplananlar minibüslerle, kamyonlarla gelmişlerdi. Çoğu sakallıydı, "takke" niyetine bere giymişlerdi. Kamyonlar çevreden ayrılmamıştı. Nedeni öğleden sonra anlaşılacaktı.

Kitle öğle namazını kılmak istedi. Caminin kapıları kapalıydı. Dolmabahçe’de görevli Albay, caminin açılmayacağını bildirince sloganlar başladı. Üstlerinden emir alan Albay bir süre sonra kapıyı açtırdı. Göstericilerin bir bölümü de rıhtımda saf tuttular, kıbleye değil yüzlerini Amerikan zırhlılarına vererek namaza durdular, secde ettiler.

Namazdan sonra Maçka üstünden Taksim’e gelen göstericiler burada da namaz kıldılar. Polis alanı çift sıra kuşatmıştı. MTTB'nin topladığı kitle Taksim Gezi Parkında beklemeye başladı. Saat 14.00’te Beyazıt’tan yürümeye başlayan Amerikan karşıtları, iki saat sonra Gümüşsuyu Caddesinin başına geldiklerinde polis onları durdurdu; alana küçük gruplar olarak girmelerine izin verdi. Yürüyüşçüler tuzağı ayrımsayamadılar; küçük gruplar "Bağımsız Türkiye" diye bağırarak Cumhuriyet anıtına doğru ilerlerken, Komünizmle Mücadele Derneği ve MTTB yönetiminde Gezi Parkında bekleyenler de kamyonlarla getirilen tornadan çıkma kalın sopaları ellerine almışlar, "Kahrolsun komünistler" diye haykırıyorlardı.

Bir anda "Komünistleri geberteceğiz diye bağırmaya başladılar. Alanı kuşatan polisler onların alana girmesi için iki yana açıldılar. "Vur! Allah için vur!" haykırışıyla saldırı başladı. Birbirlerinden kopuk anıta ilerleyen onarlı, on beşerli grupları aralarına alarak vurmaya başladılar. Bazılarının elinde bıçak vardı. 19 yaşındaki Duran Erdoğan bıçaklanarak öldürüldü. Bir saldırgan da işçi Ali Turgut Aytaç’ın sırtına bıçağını saplarken yanındaki polis izlemekle yetiniyordu. Ölen Aytaç’ın bıçaklanma anının fotoğrafı daha sonra gazetelerde yer aldı.

Saldırıya uğrayanlar sokaklara kaçarak canlarını kurtarmaya çalışırken, saldıranlar onların ardına düştü. Kaçabilenlerden bir bölümü telaşla Opera’nın bahçesine girince, orada pusuya yatan onlarca MTTB'li saldırdı. Kaçanların bazıları da Pakiş pastanesinin camlarını kırarak içeri sığındılar.

MTTB önderliğinde saldıranlar, "Kanlı Pazar" diye anılan o günün akşamına doğru Taksim alanında ikindi namazını kıldılar. Adam kovalamaca gece yarısına dek sürdü. Bu saldırı büyük çatışmanın, toplumun ikiye yarılmasının da başlangıcıydı.

ABD'NİN KIŞKIRTICILARI VE SANSÜR

Amerikan yandaşlığını sürdüren gazeteler saldırıyı övmeye başladılar. Son Havadis, 6. Filonun kınanmasını manşetten "Günlerce devam eden tahrik, vahim sonuçlar verdi" diye yayınlıyordu. Saldırıyı gösteren fotoğrafın altında "TİP’lilerin mitingini dağıtan milliyetçi gençler yakaladıkları solcuları kıyasıya dövmüşlerdir" diyerek dayak atılmasını övüyordu. Yayına göre saldıranlar örgütlü bir güç değil "halk" idi. "TİP’lileri halkın elinden polis kurtarmıştır" deniliyordu.

Aynı gazetede Orhon Seyfi Orhon, Amerikan yandaşlığını çekinmeden açıklıyor, 6. Filoya tepki gösterenleri kınıyordu:

"Şu sırada bizi seven bir yabancı dostumuz, Türkiye’ye ilk defa gelseydi, limanımızı ziyaret eden müttefik Amerikan 6’ncı filosuna defol deyişimize şaşıracaktı."

"Babıâli de Sabah" gazetesinde yazan Münevver Ayaşlı da Orhon Seyfi Orhon gibi düşünüyordu:
"Hür Türkiye, Amerikalıları istemiyoruz, Go Home falan filan, hepsi yalan dolan." 

Bugün gazetesi, olayları tersyüz ediyor, saldırıya uğrayanların olay yarattığını belirtiyor, tahrik ve tehdit de ediyor; saldıranları "halk" diyerek koruyor, MTTB'den, Komünizmle Mücadele Derneğinden, tarikatlardan, saldırı hazırlıklarından söz etmiyordu. İslamcılar değil de mitingciler saldırmıştı:

Kızılların bomba, taş ve değnekle yaptığı hücum Taksim’i harp meydanına çevirdi. Müslüman halk kızıl yuvalara, tahrik ve anarşi merkezlerine ilk dersi verdi.

Kitleyi kışkırtanların başını çeken İlhan Darendelioğlu da MTTB'deki basın toplantısında kanlı olayların "Solcu basının tahrikleri" ile başladığını ileri sürerek mitingi düzenleyenlerin adlarını vererek ihbar etti. Ona göre "Taksim olayı komünistlerin kıyamı, vatanseverlerin galeyanı idi. Bu onlar için ilk ders olmalıdır." 

O günlerin İçişleri Bakanı Faruk Sükan, olayları "Komünistlerin" çıkardığını, halkın kendiliğinden komünistlere tepki gösterdiğini açıklıyordu. Yine o günlerin İstanbul Valisi Vefa Poyraz da "O olay oluncaya kadar hiçbir hareket yok. Hiçbir hareket göstermeyen topluluğa karşı ne gibi tedbir alınır?" diyerek örgütlü eylemle devlet yönetimi arasındaki ilişkiyi örtmeye çalışıyordu. Vali on sekiz yıl sonra da "ani bir halk hareketiydi" diyecektir.

Yöneticilerin olayı sıradan halk tepkisi düzeyine indirgemelerine karşın bir belge film, saldırının bir merkezden yönetildiğini ve düzenli örgütlenmenin sonucu olduğunu gösterdi. O gün Taksim alanında bulunan Genç Sinemacılar Grubu’nun çektiği film televizyona verildi, ancak Başbakan Süleyman Demirel yayını engelledi. Bunun üzerine CHP filmi TBMM’deki grup salonunda gösterdi.

Sonraki günlerde TMGT, olayın ardından 30 avukatla bir hukuk bürosu kurarak dosya hazırladı. Dosyada yayınlanan, yayınlanmayan tüm fotoğraflar, saldırıda doğrudan yer alan 250 kişinin ve onlara kolaylık gösteren polislerin kimlik bilgileri, tanıkların adları, adresleri yer aldı. Dosya savcılığa teslim edildi; dava açıldığında bu dosya bir türlü bulunamadı.

Mustafa Yıldırım
ZİFİRİ KARANLIKTA cilt 1, İçten Çürüme, 4. Basım, 2017, sf. 79-82

SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz