06 Aralık 2019 Cuma

Devrimci Yön

Mısır bizim neyimiz olur? Mursi yurttaşımız mı? / Ünsal Çankaya

Mısır bizim neyimiz olur? Mursi yurttaşımız mı? / Ünsal Çankaya
23 Haziran
00:00 2019

 

Uzun süredir astım yüzünden uyku düzenim yok...

Evden çıkmadığım için de günlerin hangisini yaşıyorum farkında olmuyorum çoğu kez...

Perşembe gecesi olduğunu yatsı ezanı öncesi okunan, cuma günü olduğunu öğle ezanı öncesi okunan

selâ ile anlıyor, zamanı böyle belirliyorum...

Diğer zamanlarda zamansız bir selâ varsa... Ardından zaten hoparlör hangi blokta, hangi dairede

yaşayan -bir zamanlar- bir kişinin ölümü, cenaze namazı ve defnedileceği mezarlık hakkında bilgiyi de

sunuyor. Tanıdık bildik biri ise cenaze törenine katılmak, aileye taziye için o son anonsu dikkatle

dinliyorum. Değilse Allah rahmet etsin diyorum, kalanlarına sabır versin diyorum... Hiç tanımadığım

biri için bile son iyi dilekler iyidir diye.

Olağan hali budur zaten insanların diğer insan ya da hayvanların ölümleri ile ilgisinin.

Yakınımızsa ağlarız, üzülürüz... Yakınımız üzüldü diye üzülürüz. Devlette iyi bir yönetici ise

üzülürüz...İnsanların ya da hayvanların ya da bitkilerin, ağaçların, ormanların, doğanın bile ölümlerine

öyle ya da böyle üzülmek ölüm şekli ya da yaşı, konumu vb. nedenleriyle duyulan ek bilgilerle

değişir...

Geçen gün Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı mahkemede kalp krizinden öldü. Haberler böyle verildi.

Allah rahmet etsin dedim... Bitti ilgim.

Oysa devlet yöneticilerinin ilgisi bitmemiş...

O zamansız uykularımın birine hava çok sıcak diye pencereyi açık bırakıp dalmışken evin içine

patlayan hoparlördeki selâ sesi ile fırladım... Bekledim, acaba kim dedim, ardından sitedeki birinin

ölüm haberi verilmedi...

Uyanmışken televizyonu açtım yine... Ülkenin her minaresinden selâ verilsin emri çıkmış

yöneticilerden... Selâ bir gün önce ölen Mısır'lı Mursi için...

Mursi kim? Hısım, akrabamız değil...

(Mısır’ın darbe ile devrilen eski devlet başkanı, Uluslararası bir terör örgütünün de eski üyesi.)

Mısır nere? Ana ya da yavru vatanımız değil...

Laik bir hukuk devletinde bir başka ülkede ölen devlet yetkilisi -eskisi, yenisi fark etmez- için taziye

şekli bellidir.

Ülkemizde ülkelerin bağı ve bağlılığına göre katkısı çok ise bayrak yarıya iner ve saygı duruşunda

bulunulur.

Bunun için de millet adına TBMM karar alır.

Devletin yönetim kademesi-hükümet diyemiyorum-o yok şimdi- diğer devletin yönetim yetkilisine

taziye telgrafı yollar.

Davet edilirse düzenlenen cenaze törenine katılma da devletler arası ilişki düzeyi ile belirlenir.

Uluslararası protokol kuralları bu nedenle vardır. Ülkelerin devlet gelenekleri de bu nedenle vardır.

Ben cenazeye gitmek isterim diye tutturamaz yetkili, kurallar uygun değilse...

Kişisel taziye ise dertleri ülkenin anayasal kurumları alet edilemez...

Gıyabi cenaze namazı kılmak diye bir şey siyasi bir icat...

Yoktu daha önceleri. Dincilerin dini uygulamalarla ülkeyi hukuktan uzaklaştırma amaçlarını pekiştirme

ve ülkede din kurallarını etkinleştirme amacının yaygın kullanımı için merkezi emirle cami hoparlörleri

kullanılır oldu.

Kendi ülkesinde o ülkede bile yapılmayan törenden fazlasını icra ve herkesi cenaze namazına

çağırmak kadar akıl almaz bir işlem sadece bu cenazeyi de iç siyasetinde kullanmayı amaçlayan birinin

"ben yaptım, oldu" dediği yönetim şeklinin yeni bir tezahürüdür.

Nitekim yine İstanbul seçimine bağlamıştır iktidar (orada ölenin ülkemizle bağı, ülkemize saygısı,

sevgisi ve katkısı değildir esas olan -çünkü bu tür katkılar ve ilgiler yoktur- sadece o ölümden de çıkar

sağlanarak yapılan mitinglerde bağırarak yapılan) o konuşmayı...

Bizim ülkemizde ölen onlarca devlet yetkilisi oldu onlarca yıldır ölen...

Duyan, gören, okuyan var mı hiç, bilen söylesin Allah aşkına... Mısır onlar için gıyabi cenaze namazı

kıldı mı?

Ülkenin her yerinde selâ... Eş zamanlı... İl merkezlerindeki en büyük camilerde gıyabi namaz...

Bu taziye şekli ne zaman girdi yaşamlarımıza, bilen var mı?

Yasalarımıza eklendi de haberimiz mi olmadı?

Bunlar niye yapılıyor?

Hangi hakla?

Hangi yasa uyarınca?

Bu devletin anayasası der ki...

Madde 1: Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.

Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan

haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı  İstiklal Marşı'dır.

Başkenti Ankara'dır. 

Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen bu üç maddenin herhangi bir sözcüğünde devlet yetkilileri kendi

dinlerini ülkenin dini sayar ve ülkede her gün her iş ve eylemlerinde ona göre davranır diye bir anlam

çıkaracak bir Allah’ın kulu var mı?

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir diyen Anayasamız rafa mı kalktı?

Anlaşılan o ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görevleri sadece çay toplama seanslarına katılım ile

sınırlandı!

Ünsal Çankaya

SOLİTİRAZ.COM

Facebook'ta Sol İtiraz