19 Ekim 2019 Cumartesi

Devrimci Yön

Yalan Yalan Nereye Kadar? / Ali Rıza Özkan

Yalan Yalan Nereye Kadar? / Ali Rıza Özkan
08 Şubat
00:00 2019

 

 

Bir önceki yazımın başlığı “Aleviler yalan söyler mi?” idi. Başlığa pek çok tepki aldım. Üzülerek söylemeliyim ki, olumlu tepki verenler çok küçük bir azınlıktı.

 

Olumsuz tepki verenlerin birçoğu “Böyle bir soru olur mu? Yalanı her birey yeri geldiğinde söyler” diyordu! Bu bakış açısı bana çok enteresan geldi. Yalanı “insanî” olarak sınıflandırmak, yani olağan karşılamak 21. yüzyılda düşünce ve davranış dünyamızı açıklamak için, bence oldukça öğretici bir durum. Aslında, bu tepkiye şaşırmadım, diyebilirim. Bu konuya sonra yine döneceğim. Ama önce yalan üzerine son dönemde yapılmış birkaç araştırmadan söz etmek istiyorum.

 

ÖZEL HAYATIN YALANLARI

Yalan söylemek o kadar yaygınlaştı ki, pek çok Batı üniversitelerinde bu konuda araştırmalar yapıldı. University of South Carolina’ın yaptığı araştırmaya göre “sorun yaşamamak” için yalan söyleyenlerin oranı % 41. Sevgi toplamak için yalana başvuranların oranı ise % 8,5. Buna karşılık, sadece yalan söylemek için yalan söyleyenlerin oranı % 6!

 

TNS Emnid tarafından yapılan başka bir araştırmada da, kadınların % 51’i, erkeklerin ise % 59’u “birisine yardımcı olacaksa” yalan söylemeyi meşru tanımlamış. Yine aynı araştırmaya göre, “kompliman yapmak” amaçlı yalan söylemeye kadınlar % 28, erkekler de % 44 onay vermiş. Yine erkeklerin % 41’i ve kadınların ise sadece % 28’i “ilişkiyi kurtarmak” adına yalan söylemeye evet, demişler.

 

Harvard Business School tarafından yapılan bir araştırma ise, “yaratıcı özellikleri gelişkin” insanların diğerlerine göre daha çok yalan söylediğini ortaya çıkarmış. Yalan söylemek burada, daha çok “inanılabilecek bir hikâye uydurmak” olarak anlaşılmış. Aynı araştırmanın ortaya çıkardığı bir gerçek de, insanların birbirlerinin gözlerinin içine bakışlarının yalan söylemeyi zorlaştırdığı. Araştırmaya göre, en kolay yalan söyleme yolu telefon. Araştırmanın ortaya çıkardığı bir diğer ilginç bulgu ise, elektronik posta yoluyla insanların elle yazılan mektuplara oranla daha kolay yalan söyleyebildiği (yazabildiği) olmuş.

 

OnePoll Araştırma Şirketi’nin yaptığı bir çalışmada ise, “başkalarının duyguları yaralanmadıkça” yalan söylemeye onay verenlerin oranının % 75 olduğu görülüyor. Yine aynı şirket çalışmasında erkeklerin yılda 1092, kadınların ise 728 kez yalan söylediği ortaya çıkmış! Buna karşılık yalan söyledikten sonra bunu vicdanî sorun yapanların oranı kadınlarda % 82, erkeklerde ise % 70.

 

Bonn ve Maastrich üniversitelerinin ayrı ayrı araştırmalarında ise, testosteron seviyesi yüksekliği ile kişilerin dürüstlüğü arasında doğrusal bir ilişki kuruluyor.

 

Bütün bu bilgileri Alevilere taşırsak, yaklaşık aynı sonuçlarla karşılaşabileceğimizi düşünüyorum. Ancak, yalan söylemeyi “bireysel tercihler” içerisinde tanımlayan bu tepkiler üzerinde ciddiyetle düşünmek gerektirse de, benim sorumun cevabı daha derin bir yerde.

 

Alevi olmak demek, belirli bir inanç öğretisini, terbiyesini, davranış ve ilişki tarzını benimsemiş olmak demektir. Alevi dediğimiz zaman çok geniş bir insan grubunu kapsayan bir tanımlama yaptığımın farkındayım. Alevi anne-babadan doğmak dışında Alevilikle uzak-yakın ilişkisi olmayanlara yöneltmiyorum, sorumu.

 

Daha somut konuşalım mı?

 

HANGİ ALEVİ YALAN SÖYLER?

Hani Sünni esnafın dahi, pazara indiğinde parasını, malını emanet ettiği Alevi var ya, o Aleviden söz ediyorum.

 

Hani Hristiyan olsun Müslüman olsun, herkesin alışveriş yaparken dolandırılmayacağına sonsuz güven duyduğu Alevi var ya, o Aleviden söz ediyorum.

 

Hani karımı, kızımı bile düşünmeden emanet edebilirim, dedikleri Alevi var ya, işte o Aleviden söz ediyorum.

 

Hani öl ikrar verme, öl ikrarından dönme düsturu ile yaşayan Alevi var ya, işte o Aleviden söz ediyorum.

 

Bir daha sorayım o halde: Aleviler yalan söyler mi?

 

“Hû diyelim gerçeklerin demine

Gerçeklerin demi nûrdan sayılır

On iki'mam katarına uyanlar

Muhammed Ali'ye yardan sayılır”

 

Şah İsmail HATAÎ nefesiyle terbiye olan bir Alevi yalan söyler mi?

 

“Bir gerçeğe bel bağladım erenler,

Aldı benliğimi bitirdi beni

Damla idim bir ırmağa karıştım

Denizden denize götürdü beni”

 

diyen Âşık DAİMÎ deyişiyle coşan bir Alevi yalan söyler mi?

 

“Hakikat bâbına gireyim dersen, arama cihanın künhü (özü) sendedir” diyen Kemter BABA’nın tuttuğu aynaya bakan bir Alevi yalan söyler mi?

 

“Hakikat ilminin sabırdır başı,

Şah olsa da benlik gütmez er kişi,

Sen kendi nefsinle eyle savaşı,

Sadık ol, sözünde dur da öyle gel”

 

Öğüdünü veren Âşık HÜDAÎ’ye kulak veren bir Alevi yalan söyler mi?

 

Alevilik “gerçek” üzerine kurulmuş bir yoldur. Bu yolda yalan olmaz. Riya olmaz. Yalan düşkünlük sebebidir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den ilk öğrenilecek şudur: Tanrı’ya kavuşmak için… “gereklidir ki nefsini arıtsın ve gönlünü arıtsın ve ruhunu aydınlatsın.”

 

Peki nefsini, gönlünü ve ruhunu arıtan birisi yalan söyler mi?

 

Burada duralım ve şu soruyu soralım: Doğrusu eğrisine denk olan birisi yalan söyler mi?

 

Ya da, soruyu tersine çevirelim.

 

KİM NEDEN YALAN SÖYLER?

Mahatma Gandhi’nin “Yalan ve şiddetten iyilik çıkmaz” cümlesini ciddiye alırsak, o halde, yalancıların hiç de iyi niyetli kişiler olmadığını düşünebiliriz. Nitekim Viyanalı senarist ve gazeteci Alfred Polgar “İnsanlar yeni duydukları gerçeğe değil, yüz kere tekrarlanan yalana inanırlar” derken, eminim, Nazilerle yaşadığı acı tecrübeleri göz önüne alıyordu.

 

Dünyaya, ülkelere, şehirlere egemen olmak isteyenlerin sıklıkla yalan söylediklerini biliyoruz. Alman filozof Carl Friedrich von Weizsäcker’e göre, “siyaset ile belirli bir yalan söyleme biçimi sıkı sıkıya bağlı: parti için faydalı olanın yasal olduğunu iddia etmek”! Tam da burada, yalanın çıkarların tahkim edilmesinde bir araç olduğunu anlıyoruz.

 

Bu aşamada, “çıkar” tanımını sadece siyaset dünyası ile sınırlı tutamayız. Kapitalizmin hüküm sürdüğü bir alanda, her türlü çıkar elde etme çabasının “doğal yöntemi” yalan söylemek oluyor. Yeri geldi, vurgulayayım: yazıya başlarken sözünü ettiğim, yalanın doğal karşılanması durumu da, insanların kapitalizmin bu özelliğini kabul etmesi, hatta onaylaması nedeniyledir.

 

Halbuki yalana izin vermek, onaylamak demek, kapitalist egemenlik savaşlarının vahşetini de onaylamak demektir. Yalanı kendi hayatınızda sıradanlaştırdığınızda, size petrole bulanmış kuş yavrusu gösterip Irak’ta milyonlarca insanı katledeceklerdir. Siz, herkes yalan söyler diyerek, yalanı içselleştirdiğiniz anda, aslında petrol savaşlarını, uzay rekabetini, uyuşturucu baronlarının hâkimiyet mücadelelerini, kontrgerillanın cinayetlerini de onaylamış olursunuz!

 

Her ne kadar, Otto von Bismarck “Yalanlarla savaşlar başlatılabilir ama gerçekler de koca orduları durdurabilir” dese de, hepimiz biliyoruz ki, bu ancak büyük kitlelerin yalanlara karşı kararlı duruş sergilemesi ile mümkün olabilir. Çünkü Mark Twain’in çok doğru olarak vurguladığı gibi “gerçek ayakkabılarını giyinceye kadar yalan dünyayı üç kere dolaşır”. Yalanlarla toplumları yönlendirmeyi davranış modeli haline getirmiş kapitalist-emperyalistler için, ikinci aşamada yalanı kanıksatmak kazanmaları gereken zafer için hayati derecede önemlidir.

 

YENİDEN SORALIM: ALEVİLER YALAN SÖYLER Mİ?

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu “onursal” başkanı Turgut Öker ve kendisi yasal engele takılınca yerine milletvekili yaptığı Zeynel Özen’i de yanına alarak Viyana’ya gitti. Amaçlarını, orada “Alevilerin tanınması için” mücadele verenlere destek olmak olarak açıkladı.

 

Turgut Öker ve ekürisi yaptıkları ortak basın açıklamasında şöyle diyorlar: “Alevilik Avrupa’nın bütün ülkelerinde özgün bir inanç olarak tanınmış olmasına rağmen, sadece Avusturya’da “İslam Yasası” kapsamına aldırmaya çalışarak özgün kimliğinden koparıp Türkiye'deki Diyanete benzer bir yapı içerisinde yok etmeye çalışan yol düşkünleri”…  Yani, Alevilik “Avrupa’nın bütün ülkelerinde özgün bir inanç olarak tanınmış”! Ama Avusturya’da “İslam Yasası” kapsamına alınmaya çalışılıyor- muş! Böylece de, Alevilik özgün kimliğinden koparılmak isteniyor- muş!

 

Yalan üstüne yalan!

 

Bu ilk değil. Turgut Öker yalan söylemeyi seviyor! Örneğin, hangi Avrupa ülkesi Aleviliği İslam dışında özgün bir inanç olarak tanımlamış, diye sorsak, Öker’in birinci yalanını deşifre edeceğiz. Hadi, ben yardımcı olayım. Fiili olarak başkanlığını yaparken toplantılarına katıldığı ve AABF’nin de katılımcısı olması için bizzat kendisinin büyük uğraşlar verdiği Deutsche Islam Konferenz (Alman İslam Konferansı) DIK’te yer almak mıdır, “özgün inanç” olarak tanımlanmak? Madem, İslam dışı olarak tanımlıyorsun, o halde Alevi örgütünü neden Almanya Müslümanlarının çatı birliğine üye yaptın? Hadi yaptın, diyelim ki, fikrini değiştirdin, o halde neden DIK üyeliğinde istifa etmiyorsunuz?


Aynı cümledeki ikinci yalan ise, “Avusturya’da “İslam Yasası” kapsamına aldırmaya çalışarak özgün kimliğinden kopar”ılacağı yalanı! Birincisi İslam Yasası yeni değil, yüz yıllık bir yasadır. İkincisi, şimdi bu yasaya muhalefet eden Öker’in örgütü 10 yıl önce yine bu yasa kapsamında tanınmak için başvuru yapmıştır! 10 yıl önce özgün kimliğinden koparılma tehlikesi yoktu, şimdi mi bu tehlike ortaya çıktı?

 

Daha da önemlisi, kimsenin Alevileri İslam Yasası kapsamına “aldırmaya çalıştığı” yok. Bu da yalan! Çünkü, Aleviler zaten 10 yıl önce başvurularını yaptılar ve yasa kapsamında tanındılar! Yani, tamamlanmış bir süreçten söz ediyoruz. Ama Öker ve şürekası ısrarla sanki yeni bir durum varmış gibi algı yaratma peşinde. Tamamen kendi kitlesini kandırmaya yönelik bir yalan bu! Kendilerinin 10 yıl önce yine bu yasa kapsamında tanınmak için başvuru yaptıklarını gizlemek amaçlı bir yalan.

 

Avusturya’daki İslam Yasası’nı Türkiye’deki Diyanet’e benzetmek ise bir başka yalan! Birincisi, İslam Yasası kapsamında İslam’ın bütün renkleri temsil edilmektedir. Bu yönü ile kesinlikle Diyanet’e benzemez. İkincisi ise, her mezhep kendi cemaatine yönelik çalışmalarını yine kendisi programlar ve kendisine ayrılan bütçe çerçevesinde yürütür. Diyanet’in Aleviler nezdindeki kötü imajını bilen Öker, toplumun kendi istediğine inanmasını sağlamak için yine yalan söylüyor!

 

Peki, Avusturya’da İslam Yasası’na “Diyanet’e benzer bir yapı” diyen Öker, neden Almanya’da DIK’e böyle bir şey demez? Tersine, orada Sünni, Şii vd Müslüman örgütlerin temsilcileri ile aynı masayı paylaşır? Sakın, asıl mesele Almanya’da uzun zamandır konuşulan ve Merkel hükümetinin hayata geçirmek için düğmeye bastığı kilise vergisi benzeri “İslam vergisi” olmasın?

 

Yazımızı bitirirken anladık ki, Aleviler içerisinde de yalan söyleyenler varmış!

 

Albert Camus diyor ki, “Bir insan her zaman kendi gerçeklerinin kurbanıdır.” Bizim gerçeğimiz yalansız dolansız bir hayat/dünya. Ötesini, yalanla iktidar kuranlar düşünsün!

 

Ali Rıza Özkan

GERCEKEDEBİYAT.COM

 

Facebook'ta Sol İtiraz