27 Mayıs 2020 Çarşamba

Devrimci Yön

Kasım Süleymani'nin öldürülüşünün gerçek nedeni ve ABD'nin Irak'ı tehdidi

Kasım Süleymani'nin öldürülüşünün gerçek nedeni ve ABD'nin  Irak'ı tehdidi
12 Ocak
00:00 2020

Abdülmehdi, Kasım Süleymani’nin katlinin bir kaç gün sonrasında Irak Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı.

Fakat bu konuşma, ABD ve maşalarının devreye girmesiyle televizyonlardan canlı yayınlanmadı.

Hatta banttan da yayınlanamadı.

Peki Abdülmehdi neler söylemişti?

İşte o konuşmayı ben bizzat buradan açıklıyorum.

ABDÜLMEHDİ O GÜN NELER ANLATTI

Irak Parlamentosu’nda o gün neler olduğuna da bakmak lazım tabii.

Irak’taki ABD yetkilileri (CIA), Başbakan Abdülmehdi’nin önemli açıklamalarda bulunacağını haber aldı.

Sünni ve Kürt milletvekilleri oturuma katılmadı.

Sadece Meclis Sözcüsü Muhammet el Halbusi oturumu yönetmek için oradaydı.

Aslında Halbusi oturumu yönetmek için değil, Abdülmehdi’nin konuşmasına engel olmak için bizzat ABD tarafından görevlendirilmişti.

Halbusi, Abdülmehdi konuşmasına başlar başlamaz, mikrofonları kesti ve oturumun canlı yayınlanmasına engel oldu.

Abdülmehdi çok öfkeliydi, ne olursa olsun Trump ve diğer Amerikalılarla görüşmelerini tüm Irak halkına açıklayacaktı.

Abdülmehdi’nin o gün yaptığı konuşma hiç bir kayda girmedi.

Ya da öyle sanılıyordu.

Ama o açıklamalar bir şekilde kaydedildi ve işte burada ben kamuoyuna açıklıyorum.

Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi: 

“Amerika bu ülkeyi mahvetti. Verdiği sözü de tutmadı. Petrolün yüzde 50’si karşılığında alt yapı yatırımlarını, elektrik şebekesini tamamlama sözü vermişti. Ama bunu yerine getirmedi. Ben de bu yüzden bundan bir süre önce Çin’i ziyaret ettim ve elektrik başta olmak üzere altyapı yatırımlarını onların tamamlaması için görüşmelere başladım. Ve bu konuda bir anlaşma da imzaladık. Dönüşümde Trump beni aradı ve bu anlaşmayı iptal etmemi istedi. Bunu reddettiğimde ise, beni büyük sokak olayları çıkarmakla ve devirmekle tehdit etti. Bundan sonra Irak’ta sokak gösterileri başladı. Trump tekrar aradı ve Çin ile olan anlaşmaları fesh etmezsem, yüksek binalara yerleştirecekleri Amerikan keskin nişancılarıyla hem protestocuları, hem de güvenlik güçlerini vuracaklarını söyledi. Bunu da reddettim ve istifamı sundum. Bu olaydan sonra Savunma Bakanım, olaylara üçüncü bir tarafın müdahale ettiğini ve hem protestocuları, hem güvenlik güçlerini hedef aldığını resmen açıkladı. Tam da Trump’ın beni tehdit ettiği gibi olmuştu. Bundan sonra Trump üçüncü kez aradı ve eğer kendilerini deşifre edersem, hem beni, hem de Savunma Bakanı’nı öldürmekle tehdit etti. Bu tehdidin General Süleymani’yi kapsadığını hiç düşünmemiştim. Bu tehditler onun öldürülmesinden bir kaç hafta önce yapılmıştı. Süleymani eğer öldürülmeseydi, geldiği akşamın sabahı onunla buluşacaktık. Bizim Suudilerden alıp, İran’a ilettiğimiz mektuba Tahran’dan cevabi mektubu getirmişti Süleymani.”

Bu ifadeler gerçekten tüyler ürpertici.

Trump’ın temsil ettiği gücün, haydut/terörist bir güç olduğunu açıkça gösteriyor.

ABD’nin 1977 Taksim, 2009’da Kahire, 2011’de Libya ve Suriye, 2014’te Ukrayna Maydan’da yaptıklarını, yani gizli katillerle, gösterici ve güvenlik güçlerine ateş açarak kaos yaratma taktiklerini, 2019’da bu kez Bağdat’ta uyguladığı, bir ülke başbakanının ağzından o ülkenin parlamentosunda açıklanıyordu.

Bu arada önemli bir ayrıntı da gözlerden kaçmamalı.

Dikkat edin Tahran yönetimi, Süleymani’nin katlinin ardından ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni tehdit etti. Rafineri saldırısı sonrası neredeyse savaşa gireceği Suudi Arabistan’a yönelik bir tehdidi dillendirmedi.

Riyad da, benzer biçimde Süleymani’nin ölümünün ardından dikkatli bir ton kullandı ve olayın bir savaşa dönüşmemesi için elinden geleni yapabileceğini bildirdi.

Muhammet Bin Selman, Washington’a da bir heyet gönderdi.

Washington Post Beyrut Büro Şefi Liz Sly, bu heyetin Amerikan yönetimine “sakın bir savaş çıkarıp bizi toptan mahvetmeyin” mesajı götürdüğünü bildirdi.

Süleymani, Beyrut’tan Bağdat’a Suudi Arabistan ile bir diyalog yolu açmak için gelmişti.

İsrail ve İsrail’in Washington’daki adamları da, bu “tehlikeli” girişimi, alel acele bir suikastle yok etmek istedi.

Burada anahtar kelime, veya ülke ise Çin Halk Cumhuriyeti.

Daha doğrusu Çin’in "Kuşak ve Yol" girişimi de diyebiliriz.

‘Ne alakası var’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim…

Anlatayım.

ABD’nin İran’a yönelik saldırgan tutumu tamamıyla bununla ilişkili.

Son olarak, Abdülmehdi’nin anlattığı gibi Irak’ın hedef alınmasında yine Kuşak ve Yol’un etkisi çok büyük.

ÇİN VE İRAN’IN STRATEJİK İŞBİRLİĞİ

2019 Ağustos’unda Pekin’e giden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile çok önemli bir görüşme yaptı.

2016’da iki ülke arasında imzalanan “Kapsamlı Stratejik İşbirliği Anlaşması”nın içi doldurulacak ve harekete geçilecekti.

İran, halihazırda Çin’in en büyük petrol ve doğalgaz sağlayıcısıydı. Ancak Çin yönetimi, İran ile ilişkilerini daha sağlam ve boyutlu hale getirmek istiyordu.

ABD ambargoları altında kıvranan İran da bir çıkış yolu arayışındaydı.

İşte Pekin’deki Zarif ve Wang arasındaki buluşmada çok boyutlu bir anlaşma imzalandı.

Buna göre Çin, İran’a 400 milyar dolarlık petrol, doğalgaz, sanayi, ulaştırma ve altyapı yatırımı yapacak.

Bunun 280 milyar doları, yeni sahaların geliştirilmesi, rafineri ve petrokimya endüstrisine gidecek. Büyük kısmı önümüzdeki 5 yılda gerçekleştirilecek.

Çin, İran’ın ulaştırma ve imalat sanayi sektörlerine de 120 milyar dolarlık yatırım sözü verdi.

Çin’in yatırımları duruma göre artabilecek.

Anlaşmaya göre, Çinli firmalar İran’ın her türlü petrol ve doğal gaz üretimi ve petro kimya sektörü ihalelerinde öncelikli olacak, ayrıca İran’da üretilen petrol, doğalgaz ve petro kimya ürünlerini öncelikli olarak yüzde 12 indirimli satın alabilecek. Ödemeler de Afrika ile olduğu gibi dolarsızlaştırılacak. Yani Tümen-Yuan değişimi ile yapılabilecek.

Pekin, projeler için gerekli ekipman ve uzman iş gücünü de İran’a gönderecek.

Anlaşmaya göre, Çin ayrıca güney-kuzey yönünde özellikle Tahran ve Tebriz kentlerine doğru yüksek hızlı tren, otoyol ve petrol-doğal gaz boru hatları inşa edecek.

Çok önemli bir ayrıntı daha vardı anlaşmada.

Çin, İran’a asker de gönderiyor.

Çin, anlaşmaya göre İran’daki yatırımlarını korumak için en az 5 bin de asker yollayacaktı.

Eğer gerekirse askeri personel artırılacak ve Çin donanması da Basra Körfezi’nde görev yapabilecekti.

İşte Süleymani suikastinin hemen öncesinde Umman denizinde İran-Çin-Rusya donanmalarının katıldığı ortak deniz tatbikatı da bu anlaşmaya bir girizgah niteliğindeydi.

ABD’nin asıl ve büyük korkusu da buydu işte.

İran’ın ABD’yi bölgeden çıkartma hedefi de, Çin ile yaptığı anlaşmalarla uyum içinde.

Çin, İran-Irak ve Suriye ile Güney Batı Asya’ya Kuşak ve Yol koridoru açmayı hedefliyor.

Suriye ve Irak’tan ABD güçlerinin çıkartılması da bu açıdan büyük önem taşıyor.

Aslına bakarsanız süreç çoktan başladı da diyebiliriz.

Emareleri çok.

(Hüseyin Vodinalı'nın bu ilginç yazısının tamamını veryansıntv.com'da okuyabilirsiniz.)

SOLİTİRAZ.COM

 

 

Facebook'ta Sol İtiraz