24 Kasım 2020 Salı

Devrimci Yön

İsimden Medet Ummak (Tip’in Yeniden Kuruluşunun Çağrıştırdıkları) / Durmuş Tiryakı

İsimden Medet Ummak (Tip’in Yeniden Kuruluşunun Çağrıştırdıkları) / Durmuş Tiryakı
24 Nisan
00:00 2018

 
Nisan ayı başında sol kamuoyuna, aslında yasal kuruluşu tamamlanmış TİP’in birlikte kuruluş sürecini gerçekleştirmeye davet gibi sunulan duyurusu yapıldı. Konu tip olunca kendime de muhataplık payı çıkartmadan edemiyorum. Herkesin kendince emeği, katkısı, özverisi kuşkusuz oldu; nice yoksunluklara, acılara, zorluklara katlanıldı; ne çetin badireler atlatıldı. tip yolunda inat ve ısrar edenler, TİP’e vefa gösterenler her zaman saygıya değerdir.

Amacım maziden bir başarı hikâyesi ya da mağduriyet aktarmak değil; yalnız 2. TİP (numaralandırma anlatım kolaylığı açısından tercih edilmektedir) ilimin örgütünün ilk kuruclarından iki kişi benim köyümden ve doğrudan çabamın ürünü idi. Biri halen yaşıyor amcaoğlum, diğeri de, mücadele yoldaşım aynı zamada 1. TİP’ten gelen rahmetli dayıoğlumun da arkadaşı, devlet çiftliğinde tarım işçisi idi, vefat etti; dolayısıyla, kendime ilişkin değinmlerde bulunmadan, bir vesileyle onları sevgiyle anmak için satırbaşları halinde de olsa yazmayı borç bildim.

Hemen akla gelebilecek şu: tarih topraklarımızda bir tekerrüre mi gidiyor? Yeniden bir tip kurulacak, illa ki elde bir TKP var. Birlik adına bu defa görünür bir vadede  “Devrimci TBKP”nin gündeme gelmesi büyük ihtimal. Peki HTKP’nin, amiyane deyişle suyu mu çıktı? Neden HTKP, çünkü söz konusu TİP girişiminde lokomotif gözüken isimlerin çoğu/çoğunluğu HTKP’den tanıdık isimler.

Nesnel durumlar, zorunluluklar nedeniyle örgütlerin zaman içerisinde adlarını değiştirdikleri varittir. Nitekim, Sovyetler Birliği Komünist Partisinin tarihinin çeşitli dönemlerinde farklı adlar aldığını biliyoruz. Fakat örneğimizde böyle bir olay söz konusu değildir.

HTKP’nin fikri öncüsünün kökleri, 1978’de “anti sovyet- anti komünist” suçlamalarıyla partiden koparılan büyüğüm Yalçın Küçük Hoca’nın inisiyatifinde çıkarılan Sosyalist İktidar dergi çevresini de hedef alan ayrıksı siyasi serüvenine bakılacak olursa, SBP’den ÖDP’ye, STP’den SİP’e, genç- TKP’den yeni TİP’e ve hatta Birleşik Haziran Hareketi dahil her dönemeçte, HTKP sürecinden itibaren Kürt hareketine dair yaptığı sakınıcı yorumlar hariç, benzer söylemeleri değişik dozlarda tekrar ettiği görülecektir. Birleşik Haziran Hareketi de, yeni tip oluşumunda ileri sürülen gerekçelerle, solun çeşitliliğini kapsamak, aşağıdan yukarıya mahallelerde, işyerlerinde, okullarda meclisler şeklinde organize olmak, fiili mücadeleye yönelmek varsayımlarıyla kutsanmıştı. Adeta bir örgütler galerİsi içinden gelip halen aradığı örgütü bir türlü bulamayan ve de bunca arayışı içinde adına yazılı bir eylemi bulunmayan ama çokÇa büyüklere masallar kabilinden  “teori” üreten bir eğilimle, bir portreyle karşı karşıyayız. Tıpkı örgütler pratiğinde yaşadığımız bir tekerrürü ya da kısır döngüyü burada da yaşıyoruz. 

Geçmeden not etmeliyim ki, geçmişte Birikim-M. Belge çizgisinin özellikle devrimci-demokrat dinamizme akıl hocalığı yapmaya özenerek oynadığı miskin rol, artık yeni-Birikim heveslerine cazibeyi zayıflatmıştır.

TKP tarih içinde son ihanete bizat genel sekreterinin eliyle uğradı. Sosyalizmin çözülüşünü fırsat bilen “Atılım”cı ekibin liderinin/kalemşorlerinin burjuva liberal ideolojik açılımlarının, tövbekar vaazlarının sonunda TKP’nin sınıfsal kimliği çöpe atılmıştı. Tam da bu koşullarda TKP ismini legalleştirip sosyalist devrimci bir programla örgütlemek kuşkusuz sermayeye, gericiliğe verilmiş tarihi bir cevaptı.

Lakin yakın zamanda küllerinden doğmayı başaran genç-TKP’nin kendi içinden parçalanmasının ardından “parçaların” birbiriyle gerilimleri arasında sanki farkında olunmadan TKP diye diye TKP toptan tasfiye ediliyor.

’80 sonrasında TİP, “tek parti ...” için tüzel varlığına son vermeyi kendi meşru organları içinde kararlaştırmış ve tarih sahnesinden çekilmiştir. TBKP’nin TİP’in misyonunu sürdürmesi umulmuş, TBKP de kapatılınca misyon yarım kalmıştır. Örgütlerin canlı birer toplumsal varlık olduğu düşünülürse eğer, TİP’in paradoksu doğal olmayan sönümlenişinde yatar. Sosyal mücadele ise çeşitli biçimlerde ve ölçeklerde devam etmektedir.

TİP’in “has” kadrolarının tip’in dönüşüne sansür uygulamaları zaten düşünülemez. İsim fetişizmi yapılamayacağı gibi, isim mülkiyetçiliği de yapılamaz. Kendi başına TİP isminin tarihi bir kıymeti vardır, ama kerameti isimde aramak boşunadır. Köprülerin altından çok sular akmış, örgüt haritamız lime lime olmuştur. O yüzden TİP ismi ile her şey güllük gülistanlık olamayacağı gibi, kıyamet de kopmaz. Evet bizde “tapulu arazi” kültürü olmamak gerekir ama bence siyasi nezaket açısından da ideal olan, öncesinde TİP’in bayraktarlığını yapan kadrolarca siyasete dönüşünün sağlanmasıdır; şartsa tabii?  Sosyal mücadelede icazet makamının olmaması, TİP’e rağmen TİP’in kuruluşunu meşru kılmaz. İlk TİP’teki düşünce çeşitliliğine, toplumsallığa, tabu kırıcılığa, emekçi karakterine, militan zenginliğine ve bilimsel, meşruiyetçi, kitlesel politika yapış tarzına duyulan özlem, HTKP’lilerin TİP adını kullanmasını mazur göstermez.

Elbette Türkiye solu ortak hiçbir “eserinin/değerinin”  ehil olmayan ellerde öğütülmesine seyirci kalamaz, fakat iddiasından vazgeçmediği sürece sarıp-sarmalanıp çelik kasalar içinde saklanmasına ya da gümüş çerçeveler içinde müzeye kaldırılmasına da razı olamaz. Anlaşılan o ki, TİP’in ana gövdesi TİP’in siyasete dönüşünü istememektedir. Acaba o ismin hakkını veremeyeceklerinden, tarihi itibarına gölge düşüreceklerinden mi çekinmektedirler? Kanımca yerinde bir kaygı ve tartışmaya değer bir sorudur. Yorgunluk, umutsuzluk, saf değiştirme benim indimde  inandırıcılığı olan cevaplar değildir kesinlikle… Belirleyici etki daha girft ve derindedir.  

Bu durumda HTKP, TİP’in dönüşündeki handikaptır. Hem TKP ismi üzerinde yarattığı tahribatla siyaseten lekelenmiştir, hem de emektar TİP’lilerin muhalefetiyle/itirazıyla karşılaşmıştır. Lekelenmiştir çünkü, en azından TİP'in kuruluşuna HTKP genel başkanı sıfatıyla çağrı çıkaranlar arasında yer alan, aynı zamanda kendi kendini TKP genel başkanı olarak takdime devam etmekten zevk duyan kişinin tavrı bir işarettir.

Aynı kişi neden üç ayrı şapka taşımak ister ya da Türkiye solu, eğer kendisini ciddiye alıyorsa, dönüp bu ne komedidir diye sormak gereği duymaz (mı)? TİP’in TİP olarak yaşatılması ne kadar sorunlu ise, TİP’in HDP ile özdeşleştirilmesi ya da başka bir siyasi yapıya/yoğunluğu paravan yapılması da o kadar yanlıştır. Gerçek tip donanımına ve bilgisine sahip hiç bir TİP’linin böyle pragmatist bir seçimi partizanlıkla, sosyalizm davasına bağlılıkla bağdaştırması mümkün değildir. 
       
Tüm bunlar bir yana, sosyalist solun bir örgüt sorunu vardır.  Fakat bu öyle örgüt adı değiştirerek, yönetici ve kurucu yenileyerek, devrimci-demokrat hareket heyecanına öykünerek aşılacak türden değildir. Belki bunun bugünden evrensel bir reçetesi de yoktur. Ancak devrimci örgütlerin iç yaşamında katılımcı merkeziyetçilik mutlaka etkin kılınması geren bir ilkedir. Yanı sıra örgütleri var eden sınıfın yapısındaki değişimleri, teknolojik gelişmeleri hesaba katmak gerekir. Teorik netlik, hedefe sıkı sarılmak, örgütlerin kolektif bir özne olduğunu unutmamak, güncel’i ıskalamamak ve eylemli davranmak bir yöntemdir.

Programatik zeminini bağımsızlık-demokrasi-sosyalizm üçgenine oturtmuş, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluşla iç içe gören, düzen karşıtı bir mücadele yürüten örgütleri ahbap-çavuş tekkesinden, bilirkişiler meclisliğinden öteye taşıyan yegane motivasyon “toplumsal amaca” kilitlenmek, masa başı devrimciliğini terk etmektir.

Kendi adıma örgüt sevgisini amacın önüne geçirmeden tarihsel bir perspektifden hareketle şunu da belirtmeliyim: Kemalizm eleştirisinin, M. Kemal Atatürk’ü öcü göstermekle, İttihat-Terakki hareketine küfür etmekle, Anadolu İhtilalini küçümsemekle ilgisi yoktur. Hele hele biraz Kürtçü şovenizmi körüklemenin sosyalistliğin turnusolu haline getirilmesine felsefe katmanın niteliksel hiç bir  anlamı yoktur. 
  
Durmuş Tiryaki 
SOLİTİRAZ.COM

 

Facebook'ta Sol İtiraz