8 Temmuz 2020 Çarşamba

Devrimci Yön

“T A M A M” da… Onur Caymaz’ları, Sevilay Çelenk’leri ne yapacağız? / Alper Erdik

“T A M A M” da… Onur Caymaz’ları, Sevilay Çelenk’leri ne yapacağız? / Alper Erdik
12 Mayıs
10:00 2018

Cumhuriyet tarihimiz boyunca eli kalem tutan, söyleyen, eyleyen, üreten; yazar, çizer, şair, müzisyen, artistlerin içinde en pespaye, en ilkesiz, en kokuşmuşları herhalde bizim dönemimizde yaşayanlar.

Tarık Tufan’dan değil elbette; “bizim mahalle”nin ağabeylerinden, ablalarından söz ediyorum. Kemalist, sosyalist, ulusalcı; bir önemi yok; ilkelerle değil ilkel güdülerle yaşayan, sürekli muhalif, keskin, cesur, bağımsız olduğunu söyleyen ve bunu eşine dostuna da söyleten ama bir sağcı kadar menfaatçi, yaranmacı ruhlarla yaşayan faydasızlardan bahsediyorum.

Kendisi de bir yeni dönem artığı olan Ece Temelkuran’dan mülhem biçimde soruyorum: Yahu siz ne zaman bu kadar çirkin oldunuz?

Onur Caymaz... Daha önce, EK’te yayımlanan Bizim Mahallenin Münafıkları yazımda, adını hiç zikretmediğim halde, bana kızıp küsen hazret. Kendisi, sosyal medya denilen çöplükte, “T A M A M” diyen iki milyon kişiye “ayar verince” gündem olmuş bir iki saat içerisinde. Siz burada evcilik oynayıp eğlenirken Dolar bilmem ne kadar oldu, İsrail şurayı bombaladı, falan demiş. Kendisi şu an Çanakkale cephesinde sanki diye yanıtlamışlar gerçi; söz israfına da gerek yok belki; ama bu kadar da rezilliği insanın içi almıyor, midesi kaldırmıyor. 

Caymaz’a sorsanız, Kürt hareketinin peşine takılmış sosyalistleri eleştirdiği için, kendisini gerçek solcu, aydın olarak görüyordur. Sol liberallik denilen garabete mesafe koyduğundan, sabah akşam övünüyordur. Hatta elli yıllık yoldaşlarının bile Akp’ye yanaştığını görüp terk ettiği Perinçek’e imza verdiğinden, kendisinin öncü ve cesur olduğunu düşünüyordur.

Öyle midir?

Tayyip Erdoğan’sız hükümet düşünülemez, diye yazabilen bir adama iltica etmek, bunu da pek yurtsever, devrimci gerekçelerle açıklamak tuhaflığı; 2007’de, Akp’ye oy vereceğim deyip sonra “bağımsız sol vekil adayı” olan Baskın Oran’ın kepazeliğinden farklı mıdır mesela?

Ya da OT dergisine sabahtan akşama küfredip, OT’un “sol” versiyonu olan BAVUL’da kalem oynatmak, Muharrem İnce’yi beğenmeyen fakat Abdullah Gül cumhurbaşkanı adayı olacak diye sevinen Ufuk Uras’ın soytarılığından daha mı az gülünçtür?

Değildir; ama Onur Caymaz için bunlar gayet normaldir. Kendisinin çizgisini, yazıp söylediğini belirleyen şey, çıkardan başka bir şey değildir zira. Murat Belge, Ömer Laçiner’den bahsedin, Caymaz sövecektir ikisine de; ama bunların, biz yolumuzu Türkiye sosyalistlerden ayırdık, Akp devrimcidir, Metin Lokumcu Ergenekoncudur, dedikleri yıllarda, onların yayınevinden kitap yayımlıyordu beyefendi. Bundan da zerrece utanmıyordu; utanmaz.

Sinem Sal’a çöp der, bok der; Gülşah Elikbank’a tek laf edemez. Menfaati birdir çünkü onunla; Kırmızı Kedi’den yoldaştır bu yazma bilmeyen hanımla.  Halkevleri’ne verir veriştirir; ama Alper Taş’a bir şey demez mesela, derse BirGün’deki köşesini kaybedeceğinden korkar. Edebiyatımızı mahveden Enver Ercan’a ilişkin hiçbir söylemez; ne zamanki Varlık’a yolladığı şiir yayımlanmaz, o zaman bu ekibin işe yaramazlığından dem vurmaya başlar. Caymaz’a yer açan, yazdıran, telif ödeyenler iyidir; liboş da olsa Kürtçü de olsa ulusalcı da olsa öyledir. Ama kendisine kapıyı kapayanlar alçaktır, dönektir, goygoycudur.

Böyle bir adamdır Onur Caymaz. Yazdığı öyküyü beğenen okuruna iyi davranır, beğenmeyen takipçisini siler, ona küfreder. Bugün söylediğinin dünküyle alakası yoktur; yarın ne diyeceğini kendisi hariç kimse bilemez.

İnternet ortamlarında Vatan Partisi, Perinçek güzellemeleri boşuna değildir ve boşa gitmemiştir. Kendisini okutacak, satacak, elde kalan son kitle "ulusalcılar" denen bu kesimdir; kokuyu almıştır Caymaz. Buradan yürümüş ve Kırmızı Kedi’deki referansları ile Aydınlık’ta köşe kapmayı bilmiştir. Selahattin Önkibar’la kapı komşusu olmuştur. RED’de yazarken Troçkist, Sol’da yazarken sosyalist devrimci, Aydınlık’ta yazarken ulusalcı olan ama kişisel sohbetlerde bunların hepsine küfreden Yavuz Alogan’ın izindedir.

Ancak bu zat, hiç değilse solun içinden gelmiştir, sola katkı sunmuştur.

Peki Onur Caymaz ne yapmıştır; hiç! Boş laf üretmekten, ona buna sataşmaktan başka tek bir işi yoktur. Solcudur kendisine göre, hem de esaslısından; ama ekmeğini reklam ajanslarından kazanır, bundan da hicap duymaz.

SSCB görseli paylaşarak solculuk yapan, (ulusalcı diyeceğim; ama diyemiyorum; yarın muhtemel CHP iktidarında sosyal demokrat da olabilir) bu adam tek midir, yalnız mıdır?

Değildir ve zaten sorun da budur!

Sosyalist olduğunu iddia eden, Kemalistlik pozu kesen, radikal demokratım diyen fakat ülkemizdeki bayağılaşmayı “sol”dan tahkim eden yüzlerce, binlerce unsurdan sadece bir tanesidir. Halkımız seçimlerde “T A M AM” derse, “onlar” gidecek; ancak “bunlar” kalacaktır, hem de yine bizim başımıza. 

Barış akademisyeni imiş, ne demekse artık, Sevilay Çelenk; koskoca Ankara İLEF’te koskoca doçent, ihraç edildi. İhracı, koskocalıkları değiştirmiyor; yaptığı çalışmalar, yazdığı kitaplar iletişim alanında oldukça muteber ve öyle kalacak. Ancak… HDP’yi destekleyen kentli ve sola meyyal kitlelerden başka kendisini okutacak kimse kalmadığından herhalde, Selahattin Demirtaş’ın mesajlarından teori yaratmaya çalışacak kadar berbat bir konumda şu an. 10 Mayıs tarihli, Duvar adlı sitedeki yazısına bakın bir: “Selo Başgan ketıl diyor, herkeşler yıkılıyor...”

Ben, başlığı gördüğümde, iyi bir iletişimci olarak birkaç eleştiri çıkartmış olabilir, diye düşündüm. Heyhat, ne mümkün! Espri deyince ilk akla gelen, en solcu, en demokrat, en yakışıklı, en… siyasetçi Demirtaş’ı beğenmemek diye bir şey olabilir mi ya? Pkk’nın eylemlerini kınayan tek laf etmeyip devleti eleştirecek kadar ileri görüşlü, aydın bir akademisyen neticede kendisi; ketıl mevzuundan yaşama sevinci devşiriyor, az iş mi sahi?

Yazısına Bergson’un Gülme adlı eserinden teorik düzlemde komiklik, espri malzemesi taşıyor, siyasetçileri tek tek analiz ediyor ve kendisini güldüren Demirtaş’a minnetle yazısını bitiriyor Sevilay Çelenk. Ne mi diyor, şöyle: “Selocan biraz sofistike bir karakterdir. Öyle flat karakterlerin espritüelliğini dümdüz anladığımız gibi anlayamayız onun espri tarzını. Diyor ki mesela ‘Açılış seviyor, hiçbir açılışı kaçırmaz. Gazoz açacağız deseniz, koşar gelir.’ Az önce de ‘Ketılda arıza vardı, onun için geciktim. T A M A M’ dedi. Ne yaptı etti, geri kalmadı. Sanırım güvercin besliyor içeride. Ya, yeriz biz o güvercini, yeriz biz o ketılı ya…”

İletişim yayınlarından kitapları çıkmış Onur Caymaz, yazacak yeri kalmadığından Perinçekçi oluverirken, koskoca iletişim doçenti, HDP severliğinden ketıl yiyor!

Bu ülkede nefes almak gittikçe zorlaşıyor, diyeceğim; diyemiyorum, bizi daha nelerin beklediğini bile kestiremiyorum. Neyse, doçent hanım, yazıyı şöyle bitiriyor: “Espri başka bir şey. Espride boş bir şey bir anda anlam kazanıyor. Adam ketıl diyor, şapşik… Herkeşler yıkılıyor. Boş bir ketıl, mutfağın ketılı. Nasıl da doluyor…”

Evet, Sevilay Çelenk’in ketılı, Onur Caymaz’ın cebi doluyor; ama bu ülkenin solu, hızla boşalıyor. Şu rezillikleri görüp okuyup sinirlenmekten, TKP adını yiyip bitiren, şimdi de gözünü TİP’in tarihsel mirasına diken Metin Çulhaoğlu’na laf etmeye vakit kalmıyor.

Yetti gari!

“T A M A M”, sonuna kadar “T A M A M”!

Ama sağıyla ve “sol”uyla hepsine birden T A M A M!

 

Alper Erdik

SOLİTİRAZ.COM

 

Facebook'ta Sol İtiraz